Haber Detayı
07 Nisan 2016 - Perşembe 20:08
 
'Ankara, Gelen Tehlikenin Farkında Değil'
21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü'den Dr. Tuğçe Varol, Erdoğan'ın ABD gezisi, Reza Zarrrab'ın ABD'de tutuklanması, Panama belgeleri ve Türkiye hakkında uluslararası arenada yaşanan gelişmeleri Onyediyirmibes'e değerlendirdi.
Gündem Haberi


- Erdoğan'ın ABD gezisinde yaşananlar ve ABD - Türkiye ilişkilerinin bundan sonraki seyri hakkında değerlendirir misiniz?

 

Erdoğan’ın Washington ziyaretinden Türkiye’nin ABD ile ilişkilerini eski düzeye getirmek istediği anlaşılıyor ancak Obama’nın yaptığı açıklamalardan ABD’nin Türkiye hakkındaki görüşleri değişmek bir yana belki de daha da olumsuz bir yöne kaydı. ABD’nin Erdoğan’dan kişisel olarak beklentileri bulunmaktadır. Ancak anlaşıldığı kadarıyla ABD, Erdoğan’ın iddia ettiği gibi Türkiye’de siyasi sistemin değiştiğini düşünmemekte ve mevcut anayasaya uyma çağrıları yapmaktadır. Türkiye’nin giderek demokrasi değerlerinden uzaklaşma süreci artık hem ABD hem de Avrupa’da daha çok konuşulur hale gelmiştir. Obama’nın da belirttiği gibi “böyle giderse uçurumun sonuna yuvarlanacak” olan bir Türkiye’den endişe edilmektedir. NATO üyesi olan Türkiye’nin “uçurumun sonuna yuvarlanmasına” ABD’nin ses çıkarmadan kenardan izleyeceğini zannetmiyorum. Bundan sonra Türkiye’nin demokrasi sorunları ile ilgili çok daha ciddi uyarılar gelebilir. Ancak uyarıları üstüne alacak olan muhatabın Başbakan Davutoğlu’mu yoksa Cumhurbaşkanı Erdoğan’mı alacak, ondan çok emin değilim. Çünkü genelde iltifatları “Saray” kabul ederken, sorunlar çıktığında Yürütmenin başının Davutoğlu olduğu hatırlanmaktadır.  

 

- Reza Zarrab'ın tutuklanması sonrası gelişmeler ışığında Türkiye'ye karşı ABD'nin herhangi bir yaptırım/yaptırımlar yapması söz konusu olabilir mi?  

 

Zarrab meselesi ile ilgili iki ihtimal bulunmaktadır. Birincisi Zarab’ın itirafçı olması, ikincisi ise itirafçı olmamasıdır. Kamuoyunda sanki itirafçı olduğu taktirde isimlere ve bilgilere ulaşılacağı, itirafçı olmaması halinde suçun diğer aktörlerine ulaşılamayacağı gibi bir algı bulunmaktadır. Bu bilgi yanlış çünkü itirafçı olup olmaması sadece Zarrab’ın ne kadar ceza alacağını ilgilendirecektir. Zarrab’ın isimleri vermemesi halinde dahi Savcılık’ın isimler, şirketler ve para hareketleri hakkında ayrıntılı olarak bilgi sahibi olduğu anlaşılmaktadır. Zarrab’ın ABD hukuk sistemini oyalamayıp, süreci hızlandıracağı için cezasında indirim alma ihtimali var. Bütün mesele bu. Meselenin Türkiye ilgilendiren kısmından ise kaçış yolu pek gözükmemektedir. Zarrab’ın rüşvet sisteminde kullandığı tüm kurum ve kuruluşlar cezalandırma ve yaptırımlarla karşılaşabilir. Bu nokta da Türkiye hükümetinin ABD hukuku talep ettiğinde işbirliği yapıp yapmaması, Türkiye’nin ülke olarak yaptırım uygulaması ile karşı karşıya kalıp kalmayacağını belirleyecektir. Eğer Türkiye, ABD’de Savcı’ya yardımcı olur ve işbirliği kurarsa, Türkiye’de sadece bireysel ve kurumsal yaptırımlar yaşanabilir. Aksi halde, mesela Türkiye’den bir kamu bankası hakkında bilgi ve belge istendiği taktirde, bilgi paylaşımı yapılmaz ya da yalan bilgi paylaşılırsa, Ankara için çok ciddi sorunlar çıkabilir. 

 

- Zarrab soruşturması eğer "kara para aklama" olayı olarak tescillenirse bu faaliyetlerin Türkiye'de yapılmış olması, Türkiye'yi uluslararası alanda nasıl etkiler?

 

Çeşitli yaptırımlar (kara listeye alınma vb) ile karşı karşıya kalabilir miyiz? Zarrab’ın soruşturmasının sonucunda “kara para aklama” konusunda gerçekten mevcut hükümetin üst düzey üyelerinin de içinde bulunduğu bir sistem ortaya çıkarsa ve Türk hükümeti söz konusu kişileri yargılamaz veya yargıdan kaçırmanın yollarını aramaya başlarsa, Türkiye kara listeye alınabilir. Türkiye’nin NATO üyeliği ve göçmenler sorunu şu anda ABD dahil, Batı’nın Türkiye’de kötü giden pek şeyi görmesini engellemiyor sadece erteliyor. O nedenle, Erdoğan ve mevcut hükümet Türkiye’yi yönettiği sürece, Türkiye’nin karşısında kaçınılmaz olarak çıkacak olumsuz sonuçlar olabilir. 

 

- Yine Zarrab iddianamesinde dikkatinizi bir enerji şirketinin çektiği bilgisini vermiştiniz. Bu konunun ayrıntısı ve sonuçları hakkında öngörünüz nedir?

 

Savcı’nın hazırladığı 21 sayfalık iddianame de Türkmenistan’da çalışan “Turkmeni Company-1” kodlu bir şirkete, Zarrab’ın şirketlerinden para aktarıldığının bilgisi geçmektedir. Hatta iddianamesinin bir maddesinde de “Turkemi Company-1”in 100 milyon Euro’luk bir transfer için 30 Mayıs 2013 tarihinde İran Petrol Bakanı Yardımcısına ödemenin ABD doları olarak yapılması için email gönderildiğinden bahsediliyor. Savcı’nın delil olarak sunduğu şirketin hangi şirket çıkacağını merakla bekliyorum çünkü hem Türkmenistan’da çalışan hem de İran ile enerji ilişkisi olan bir şirket bu. Eğer Türkiye’den bir şirketin Türkmenistan’da ki bağlantılı şirketi çıkarsa, Türkiye’nin karşısına yeni koskoca bir “yolsuzluk” dosyayı çıkabilir. Ancak Türkmenistan bankalarının da bu işe karışıp karışmaması meselesi de var. Anlaşılan Türkiye, Türkmenistan ve İran arasında bir enerji şirketi aracılığıyla ödeme üçgeni kurulmuş. Bakalım kim çıkacak.   

 

- Panama belgelerinde; basına yansıyan ilk bilgilere göre Türkiye'den 101 şirketin ve minumum 12 ismin olduğu bilgisi var. Bu 'sızıntının' isim ve şirketlerin açığa çıkmasıyla Türkiye'yi nasıl etkileyebileceğini düşünüyorsunuz?

 

Panama belgeleri ile ilgili ciddi şüphelerim bulunuyor. Belgeler henüz açıklanmadığı gibi çok iyi hazırlanmış ve makalelerle dolu bir web sayfası var. Web sayfasını açtığınız anda karşınıza “donate-bağış” kutucuğu çıkıyor. Henüz belgelerin içeriğinden de web sayfasının iddia ettiği şirketlerin ne kadar suç işlediklerinden emin değilim. Şirketler arasında eğer Türkiye’de zarar gösterip ya da vergi aflarından yararlanan şirketler varsa, o şirketler açısından ciddi hukuksal sorunlar çıkabilir. Ancak bu durum da yine Türkiye açısından iki farklı şekilde yorumlanacaktır; ismi açıklanan şirketler arasında hükümete yakın olan ve hükümete uzak olan şirketler. Hükümete yakın şirketlerin Türk hukukunda her hangi bir sorunla karşılaşacaklarını zannetmiyorum. Sadece hükümete uzak olan şirketlerin başına maliyeciler toplanabilir. Aynı durum Türkiye’den hesapları çıkacak siyasetçiler için de geçerli olacaktır. AKP’den bir kişiye ait çıkacak hesaptan, o kişinin kolay kolay yargılanacağını hatta basının %90’ın da yer alacağını bile zannetmiyorum. Hükümete ait bir siyasetçinin Panama Belgeleri neticesinde offshore hesapları çıkması durumunda, bu saatten sonra “faiz haram diye ben paramı kuma gömmüştüm, para yüzmüş Adalarda ki hesaplara gitmiş” dese, inanacak kitle de, yazacak kitle de hazır beklemektedir.   

 

- AB'nin mülteci sorunu nedeni ile Türkiye'deki gelişmelere karşı (basın,yargı..) eskiye nazaran sessiz kaldığı kanaatinde misiniz? AB Türkiye süreci hakkında fikirleriniz?

 

Mülteci meselesi nedeniyle AB devletleri liderleri, Türkiye ile pazarlık süreci başlattıklarından ve mültecilerin Türkiye’ye gönderilmesinin 1 yıl kadar sürmesi beklendiği için bir nevi Türkiye’de olup bitene şu anda yutkunmaktadırlar. Ancak AB liderleri kendi kamuoyları tarafından Türkiye’de olan bitene sessiz kalmakla eleştirilmektedirler. AB’ye karşı bir nevi şantaj malzemesi olarak kullanılan mülteciler meselesinin mutlaka ileride Erdoğan, Türkiye’nin başında olduğu sürece etkisi olacaktır. AB liderleri Türkiye ile diplomasi masalarında oturuyor ve pazarlıklar yapıyor ancak Erdoğan ile görülmekten kaçınmaktadırlar. Son olarak Merkel’in mülteciler meselesi için İstanbul’a gelip “altın varaklı koltuklarda” Erdoğan ile poz vermesi Almanya’da çok eleştirilmiştir. O nedenle AB liderleri daha çok Davutoğlu ile görüşmeye çalışmaktadırlar.

 

  - Başkanlık sistemine değinmek istiyorum. Hali hazırda AKP'nin bir numaralı gündemi ne yazık ki ne terör, ne yargı ve eğitimde, ekonomide yaşanan problemler. AKP'nin gündemi Başkanlık sistemine götürecek bir yeni anayasa. Türkiye'de başkanlık sistemine dayalı bir yönetim anlayışının nasıl sonuçlar getireceği kanaatindesiniz? 

 

AKP’nin Başkanlık sistemi projesi de aslında en nihai hedefin ilk aşaması. Benim tahminim Başkanlık sistemini geçirip, TBMM’de yeterli çoğunluğu da sağladıktan sonra Erdoğan’a ölene kadar Başkan payesi vermektir. Erdoğan’ın esas amacı Başkan olmak değil, “ölene kadar” dokunulmazlık kazanmaktır. Türkiye’nin çok kötü bir Anayasa ile Başkanlık sistemine geçmesi, Türkiye’nin NATO ve Avrupa Konseyi üyeliklerinin dondurulması, hatta atılması sonuçlarını doğurabilir. Çünkü NATO ve Avrupa Konseyi üyesi olabilmek için iyi kötü işleyen bir demokratik sisteminizin olması gerekmektedir. Örnek vermek gerekirse, 70lerde askeri cunta nedeniyle Yunanistan NATO üyeliğinden atılmış, 80’ler de Kenan Evren’in onaylaması ile geri alınmıştır. Böylece Türkiye’de demokrasiye geçtiğini ilan eden askeri vekalet sistemi uluslararası bir meşruiyet kazanmıştır. NATO’nun ise Türkiye’yi kaybetmek gibi planı olduğunu sanmıyorum. Bence Türkiye’de örnek alınan ülke ve sistem Azerbaycan ve Aliyev ailesi sistemi. Maalesef Azerbaycan’ın demokratik olarak gelişmesi ve Türkiye’yi örnek alması gerekirken, Türkiye, Azerbayan’a benzemeye başlamıştır. Başkanlık sisteminin ardından da Türkiye de Azerbaycan türü bir oligarşiye geçmiş olacaktır.  

 

- Türkiye'de artık tabir yerindeyse çığrından çıkan sözde 'paralelle mücadele' sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz? 

 

Bence Paralel meselesi aynı Ergenekon meselesi gibi tam bir siyasi balon. Önce Asker hedef alındı ve bir kaç General’den intikam alınması uğruna, bütün bir kurumu perişan ettiler. O zaman Askerin başına ne geldiyse bugün de Paralel yaftası adında suçsuz insanlar mağdur edilmektedir. Bu işten hayırlı bir sonuç çıkma ümidi de taşıyorum. AKP nedeniyle mağdur olan pek çok ayrışmış kitle, artık birbirini anlamaya ve yan yana gelmeye başladı. Bu kesimler birbirleri hakkında ayrışma noktalarını değil artık ortak noktaları bulmanın derdinde. Bence AKP sonrası dönemde toplumun hiç tahmin edilmeyen grupları arasında ciddi bir sosyal paylaşım alanı ortaya çıkacak. Can Dündar ve Erdem Gül’ün Silivri’de olduğu sırada nöbet tutan ikililerden birisi de Sayın Hüsamettin Cindoruk ve Altan Öymen idi. Bence birileri Paralel dedikçe, terörist dedikçe, hiç yan yana gelmeyecek insanlar bir araya geliyor ve birbirini anlıyor. Suç işlemediği sürece birimizi “şucu bucu” diye ayırt etmememiz ve özgürce kendimizi ifade etmemiz gerektiğini anladık sonunda ama bedel çok acı şekilde ödeniyor.    Yakın zaman için Rusya’nın Erdoğan ve Ailesini hedef alan suçlamalarını arttırmasını bekliyorum. Bana iki ay önce bu konu ile ilgili soru sorulduğunda Rusya iddialarını arttıracak demiştim ve öyle de oldu. BM Güvenlik Konseyinde Rusya tarafından yazılan, görüşülmek üzere beklenen, Türkiye aleyhine, Erdoğan aile mensuplarının da adının geçtiği mektup bekliyor. Bundan sonra eğer ellerinde varsa IŞİD petrolü veya IŞİD militanlarının eğitilmesi ile ilgili ciddi görsel malzemeleri ileri sürebilirler. Ankara daha ne kadar Rusya’nın iddiaları karşısında sessizliğini sürdürecek çok merak ediyorum çünkü Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bundan daha ağır suçlamalar olmamıştır. Daha da kötüsü Rusya’nın mektuplarında bahsettiği Türk Bankası adlarıyla Zarrab’ın “kara para aklamada” kullandığı iddia edilen bankalar aşağı yukarı aynı. Ankara’nın çok çalışması lazım çok. Ama gelen tehlikenin farkında olduklarını sanmıyorum.  /haberdar

Kaynak: Editör:
 
Etiketler: 'Ankara,, Gelen, Tehlikenin, Farkında, Değil',
Haber Videosu
Ulusal Gazeteler
Bizim Gazete
Yazarlar
En Çok Okunanlar
Anketler
Yeni haber sitemizi nasıl buldunuz ?
Anketler
Sitemizin çalışmalarını nasıl buldunuz ?
sanalbasin.com üyesidir
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Medipol Başakşehir
38
0
2
5
11
18
2
Galatasaray
32
0
4
5
9
18
3
Yeni Malatyaspor
32
0
4
5
9
18
4
Kasımpaşa
29
0
6
2
9
17
5
Trabzonspor
29
0
5
5
8
18
6
Beşiktaş
29
0
5
5
8
18
7
Atiker Konyaspor
28
0
4
7
7
18
8
Antalyaspor
28
0
6
4
8
18
9
Sivasspor
24
0
6
6
6
18
10
Göztepe
22
0
10
1
7
18
11
Bursaspor
21
0
4
9
4
17
12
Alanyaspor
21
0
9
3
6
18
13
Kayserispor
20
0
8
5
5
18
14
MKE Ankaragücü
20
0
10
2
6
18
15
Akhisarspor
17
0
9
5
4
18
16
BB Erzurumspor
16
0
8
7
3
18
17
Fenerbahçe
16
0
7
7
3
17
18
Çaykur Rizespor
12
0
7
9
1
17
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv
Modül 1